Hunlardan başlayarak günümüze kadar Türk toplumlar dünya tarihinde her zaman önem taşımışlardır. Her ne kadar güçlü Türk devletleri ortaya çıkmış olsa da, Türkler en çok Osmanlı döneminde dünya kamuoyuna katkı sağlamıştır, özellikle bilimsel ve töresel anlamda. Osmanlı devleti dünyaya hem bilimsel, hem de düzgüsel, boyutlarda katkıda bulunarak şanlı Türk tarihin zirvesiydi. Yalnız Türk dünyasına baktığımızda, Türkistan’da Cengiz Han’dan sonra sürdürülebilir bir toplumsal yapı oluşamadı, hele ki askeri boyutunu aşan bir yapı. Osmanlı devleti de 1777’de başlayan ve 130 yılı aşan bir zaman içinde yavaşça çöktü ve o dönemde sadece eski başarılar üzerinden üstünlüğünü koruyabildi. Günümüzün Türk dünyasına baktığımızda da Türkiye’den Kırgızistan’a farklı ülkelerde parçalanmış bir toplum olduğumuzu görebiliyoruz. Bu durum, parçalanmış Türkistan’ın çağdaş devletlerinde birçok sorunlar yaratıyor ve dünyadaki bir zamanlar aldığımız görevi şu an yerine getiremediğimiz demektir. Halbuki dünyanın her zaman için birleşmiş, bağımsız, yol gösteren ve bilimde gelişmiş bir Türkistan’a ihtiyacı var. Türkler dünyada her zaman önderliğiyle denge sağlamışlardır ve böylece tüm medeniyetlerin gelişimine katkıda bulunmuşlardır; her ne kadar da bunun farkında olmasalar da. İnsanoğlunun parçalanmış bir Türkistan’a değil, Büyük Türkistan’a ihtiyacı vardır. Bunun sebebini ve yolunu burada anlatıyorum.
Devletçi Anlayışta Türkler
Devlet’teki siyaset kavramın temel düşüncesi her insanın bir özel yeteneği olmasıdır. Bunu geliştirmek, her insanın en yüksek amacıdır. Kimi doğuştan uzay bilime ilgi gösterir, kimi siyasete, kimi de sanata – herkesin kendine özgün bir yeteneği var. Bir toplumdaki tüm bu yetenekleri bir arada baktığımızda buradan o toplumun kültürü ortaya çıkıyor. Kültür aslında bir toplumdaki tüm davranış biçimleri belirleyen bir terim. Medeniyetlerin bu denli birbirlerinden farklı olması da davranışlarını yaşadıkları eşsiz çevrenin yaşam şartlarına uyarlanmasından kaynaklanıyor. Yani kısacası kültürler yaşadığımız yerden etkileniyor ve buradan toplumsal eğilimler ortaya çıkıyor ve insanların özel yetenekleri de toplumsal boyuttan baktığımızda daha çok oraya kayıyor.
Türklerin yaşam koşullarına baktığımızda göçebeliğin çok büyük bir önem taşıdığını görürüz. Devamlı yeni bölgelere alışmak ve hayatı başarılı bir şekilde sürdürmek bizim aile anlayışımızı sağlamlaştırdı. Soğuk ve besin kaynakları nadir olan bozkırlarda birbirimize güvenip verimli iş birliği yapmak hayati önem taşıyordu. Bu sebepten dolayı da günümüzde aile kavramı hâlâ ön sırada gelen bir kavramdır. Aile ise güven temelli yoğun iş birliği yapan birkaç insan olarak tanımlayabiliriz. Bunun uzantısı da topluluktur. Topluluğun uzantısı toplumdur ve bunun uzantısı da ulustur. Tüm bunların temeli de aramızdaki davranış biçimleri. Aile düşkünlüğümüz bu davranış biçimlerin en önemlisidir. Elbette göçebelik ve yaşadığımız bölgelerin nitelikleri bizim mertliğimiz, hayvanseverliğimiz ve irademiz gibi farklı özellikleri şekillendirmiştir, fakat bu çalışmada aile kavramın önemi biraz daha büyük.
Türklerde aile sadece birbirilerimize bağlılık demekle kalmıyor, aynı zamanda kuralcı da demektir. Aile bağlılığımız bozkırlarda zor şartlarda hayatta kalmak için oluştuğu için, aile içi davranışlar sadece duygusal değildi ve ciddi bir idari boyutu vardı. Her idari düzende olduğu gibi, yapılar olmadan hiçbir düzen hayatta kalamaz. Ailede ise bu yapılar töre olarak hayatımızı şekillendirdi ve toplum olarak hayatta kalmamızı sağladı. Aynı zamanda töre zaten var olan duygusal bağlılığımızı güçlendirip tinimizin gelişmesini sağladı. Yani aslında evrensel bir tepki olarak yapısallaştırdığımız aile kavramımız bizim insancıl, hayvansever, mert ve sevecen yapımızın oluşmasında büyük bir görev almıştır. Bu özelliklerle bir toplum ve sonunda bir ulus olduk. Türk ulusu asırlarca da bu özelliklerle bilinir. Uluslararası boyuttan baktığımızda özel yeteniğimiz, veya bize özgün olan niteliğimiz, tinimizin son derece gelişmiş olması ve bu sebepten dolayı üst düzey bir ahlak, doğruluk ve gerçeklik anlayışa sahibiz. Türk de budur.
Büyük Türkistan’nın Dünyadaki Yeri
Her medeniyetin kendine özgün bir yapısı vardır ve ona göre dünyadaki görevi değişiyor. Türkler dünyanın törel dengesidir. Savaşta adil, barışta saygılı, sözüyle ölçülü, davranışıyla örnek ve insan ilişkilerinde sıcak ve cömerttir. Bu da tabii kısıtlayıcı medeniyetler için olduğu gibi, ahlaki sınırları geniş olan toplumlar için sıkıcı bir durum. Tinsel boyutta uçurumlarda hareket eden medeniyetler elbette bu uçurumda kalmak isterler, çünkü onlara özgün tüm nitelikleri bu aşırı tinsel eğilimlerine uyarlanmış durumdadır. Mesela Avrupa medeniyeti çok yenilikçi ve icatçıdır. Bunu son derece geliştirmek için çoğu zaman ahlak sınırlarını aşıyor. Korkunç deneylerden ta ki psikolojik savaş yöntemlere kadar tüm alanlarda maddi gelişmeler elde etmek için tinsel dengeyi bozabilen bir medeniyettir. Öbür tarafta Arap medeniyeti gibi çok dinsel hareket eden medeniyetler vardır. Bu bağlamda dini anlayışlarına göre mükemmel bir hayat yaşama yolunda hayatın neredeyse her alanında son derece kısıtlayıcı kurallar uygulayarak yine tinsel dengeyi bozabilen bir toplumsal yapıya sahipler. Türkler her iki uçurumu dengeleyen toplumdur.
Tarihte Türklerin çoğu zaman başka toplumlar tarafından sevilmemesi de burada kaynaklanıyor. Tinsel önder olarak bizim dünyadaki görevimiz küresel bir denge yaratıp sürdürmektir. Fakat, birçok toplum doğası gereği aşırıya kaçmak istediği için Türkleri engel olarak algılarlar. Böyle olunca da Türklere karşı hamle yapmaya başlarlar. Bunların hepsini bilerek Türklere darbe vermek için neyi hedeflerler? Ailemizi. Aileyi, ki burada kendimi tekrarlıyorum, sadece aynı soyadını taşıyan üç beş insan olarak değil, tüm Türk toplumu olarak görmemiz lazım. Bu birbirimize olan bağlılığı bozarak, ahlaki anlamla onları uçurumlardan çeken dengeleyici gücü zayıflatmak isteyen birçok toplum vardır bu dünyada.
Günümüzün Türkistan’ına baktığımızda bu konuda gayet başarılı oldukları anlayabiliriz. Ulusumuz farklı devletlere ayrılmış durumda. Rusya bir kısmını denetliyorken, Uygur Türkler kendi topraklarında egemenlik sağlayamıyorlar bile. Türkiye’nin durumu da pek farklı değil. Araplaşma korkusunu toplumsal iletişim yöntemleriyle ulusumuza salarak asıl büyük tehlike olan Avrupalaşmayı gözden kaçırarak günden güne tinsel özelliklerimizi kaybediyoruz. Kadınımız Avrupa’nın uçurum yaşamına özenerek hem bedensel onlara benzemeye çalışıyor hem de aile hayatına sırtını dönerek. Erkeğimiz ise tin nedir bilmez oldu ve maddiyatı kovalamak için tüm yiğitliğini yitirmiş durumda. Sözde herkes bu durumdan rahatsız, fakat farklı medeniyetlerin uçurumlarında yaşayarak o aşırı duygulara karşı gelmekte zorlanıyoruz. Türk zayıfladıkça da dünyadaki ahlaksızlık artıyor. Ahlaksızlık arttıkça da dünyanın Türklere olan ihtiyacı daha çok artıyor. Bunu toplumsal hayatta en belirgin şekilde görüyoruz. Aynı zamanda bu siyaset, bilim ve iktisat için de geçerli. Siyasette uluslar toplumlarını artık geliştiremiyorlar, çünkü devamlı uçurumda yaşayan bir toplum bir gün gelişme dürtüsünü kaybedecektir. Bilimde artık temel dürtü gerçeği bulmak değil, gerçeği kendi duygularına göre anlatmak oldu. İktisatta icat kavramı kaynak kavramına yer verdi. Dünyamızın gerçek Türklere ihtiyacı var. Bu yüzden bizim tek amacımız birleşmiş, olgun, adil ve bilimsel Büyük Türkistan’dır.
Büyük Türkistan’a Giden Yol
Büyük Türkistan tüm idari ve maddi boyutları aşan bir amaç olduğu için, hiçbir birey devletinden tepki bekleyerek bu amacı yerine getirmekten saklanamaz. Dünyaya doğruluğu getirmek, devlet işi değildir; her Türk’ün bireysel temel amacıdır. Bu görevden kaçınan asla Türk olamaz. Bu yüzden herkes her davranışıyla Büyük Türkistan yolumuza katkıda bulunur.
Zor Yolu Benimse
Uzun bir yolu şikayet ederek uzatmaya gerek yok. Bize düşen görev bu ve bunu en sağlam şekilde yerine getireceğiz. Şikayet eden biri kendine saygısı yoktur çünkü bir şeyi dert ettiği zaman aslında sadece kendine güvenmediğini ifade eder. Gerçek Türk zor yolu kucaklayıp benimser. Tinsel önder olarak zor yol her zaman doğru yol olduğunu biliyoruz ve bunu her davranışımızla örnek olarak sergiliyoruz.
Gerçek Bilgi Üret
Herkesin özel bir yeteneği var; bu evrensel bir gerçek. Herkes yeteneğini bulmakla sorumlu. Bulduktan sonra da bu yeteneği geliştirip sonuca çevirmelidir; gerçek bilgi üretimi budur. Eğer bir toplum bunu yaparsa, en verimli gelişim hızına ve derecesine ulaşır. Büyük Türkistan yolumuzda her Türk bunu yapmak zorunda, hatta yeteneğini sonuca çevirirken diğer toplumların gösterdiği isteğin yüz katını uygulamalıdır. Sadece böylece Büyük Türkistan’a ulaşıp toplumlararası dengeyi sağlayabiliriz.
Törene Sahip Çık
İhtiyacımız olan her şeye fazlasıyla sahibiz. Eğer aklımızda bir soru oluşursa, bilin ki cevabı da bizde. Küresel tin önderi olarak zaten medeniyetler arası bu bağlamda zirvedeyiz ve başka medeniyetlerin kültürlerini gönül rahatlıkla aldırmayabiliriz. Elbette başka alanlarda farklı toplumlardan öğrenebileceğimiz çok şey var, ama doğruluğa gelince bizim ağırlıklı öğretebileceğimiz şeyler var. Bunu unuttuğumuz için bugün toplumuzun ayrılmasına sebep oldu. Bu yüzden töremize sahip çıkıyoruz ve hayatımızın her alanında töreye uygun yaşamaya özeniyoruz.
Her Adımını Önemse
İstisnasız her davranışımız bizim Büyük Türkistan amacımıza yaklaşıp yaklaşmayacağımızı etkiliyor. Her hareketimiz, her sözümüz ve her düşüncemiz olağanüstü anlam taşımaktadır. Dünyada tekrardan örnek önder olma çabamızda tüm hareketlerimizi, sözlerimizi ve düşüncelerimizi son derece bilinçli yönetiyoruz. Dikkatsizlik bizi ayırdı, dikkatimiz de dünyayı birleştirecek.
Herkese Sevgi, Herkese Saygı
İnsan bilinçaltında sadece kendinden üstün gördüklerini sevmez ve saymaz. Bu yüzden Türkler her toplumu sever ve sayar; Osmanlı devleti bunun en gurur verici örneğidir. Her toplumun bu dünyada yeri vardır. Bu yeri biz belirlemediğimiz için, bu konu hakkında olumsuz düşünceler besleyemeyiz. Bizim yerimiz tinsel denge noktasında olduğu için diğer toplumları sevgiyle ve saygıyla karşılıyoruz. Son derece kendimize odaklanmamız bunu hiçbir şekilde değiştirmez.
Sonsöz
Tüm bu ilkelerin doğrultusunda hareket ettiğimizde zaten en önemli adımı atmış olacağız. Tabii ki siyasi yapılar ve kararlar üzerinden toplumsal boyutta etkili gelişmeler oluşabilir. Fakat, bunlar elimizde olmadığı için, herkes hayatının her anında Büyük Türkistan amacımıza yaklaşmak için elinden geleni yapması lazım; siyaset zaten bu gelişmelere uyum sağlayıp bizi güçlendirir. Büyük Türkistan davası sadece bir devletin davası değil ve kesinlikle sadece Türk uluslara bağlı değildir. Büyük Türkistan amacımız küresel bir ihtiyaçtır. Her insan nasıl hayattaki kendi yerinde etkiliyse, her toplum da aynı şekilde kendi yerinde (özel yetenek bağlamında) etkilidir. Biz başkaların yerlerini ve yollarını kıskanarak kendi yolumuzdan saptık. Yerimizi biliyoruz ve bize göre her zaman için en güzel yer kalacaktır, çünkü bu yeri doğamız belirledi. Sadece yolumuza devam etmemiz gerekiyor. Büyük Türkistan’a sabit gerçeğimiz, tek amacımız ve dünyanın dengesidir.