AŞIRI SAĞCI PARTİLERİN YÜKSELİŞİ VE GÖÇÜN ETKİSİ
Bu kontroller tüm makaleyi değerlendirir. Her yorumun kendi oy düğmeleri aşağıdadır.
Genel makale — aşağıdaki yorum oylarından ayrı.
Son onlarca yılda Avrupa, hem aşırı sağcı hem de aşırı solcu partilerin yükselişiyle işaretlenen önemli siyasi değişimlerle karşı karşıya kalmıştır ve aşırı sağcı partilerin yükselişiyle ilişkili konulardan biri göçün artmasıdır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa, önemli ölçüde artan göç akışlarıyla karşılaşmış, özellikle eski kolonilerden ve komşu bölgelerden gelenler olmak üzere Avrupa'ya yapılan göç bu hareketlerin daha büyük bir payını oluşturmuştur. Birleşik Krallık (bundan sonra: İngiltere) Karayipler ve Güney Asya'dan göçmenleri kabul ederken Fransa Kuzey Afrika'dan, Almanya ise Türkiye'den "misafir işçileri" çekmiştir. Bu insan hareketleri büyük ölçüde işgücü piyasasının ihtiyaçları tarafından yönlendirilmiş ve o dönemde iktisadi büyüme için gerekli olarak genel olarak kabul görmüştür. Ancak 21. yüzyıl, farklı bir göç türüyle işaretlenmiş ve Afganistan, Irak ve Suriye gibi çatışma bölgelerinden gelen çok sayıda mülteci Avrupa'da sığınma arayan olmuştur. Birçok Avrupa devletinin sağlık sistemleri, konut, toplumsal hizmetler ve istihdam piyasaları aşırı yüklenmeye başladıkça yaygın kamuoyu endişesi ve siyasi sonuçlar artmaya başlamıştır.
Göçün "kök nedenleri"yle başa çıkma stratejisinin temel bir parçası, özellikle Afrika'ya kalkınma yardımı sağlamak olmuştur. Afrika şu anda Avrupa'daki göçmenlerin ve sığınmacıların birincil kaynağı olmasa da, Avrupalı siyasetçiler bunu Afrika'nın hızlı nüfus artışı, iktisadi zorluklar ve devam eden şiddetli çatışmalar nedeniyle uzun vadede düzensiz göçü tetikleyebilecek olası bir gelecek merkezi olarak görmüştür. Bu yaklaşım, mevcut göç dalgasına doğrudan katkıda bulunmasa da gelecekteki göç baskısının kaynağı olarak görülen bölgeleri hedef alan önleyici bir stratejiyi yansıtır. Ancak Avrupalı siyasetçiler Afrika'ya odaklanarak, mevcut göç akışlarına yanıt vermekten ziyade jeopolitik istikrar ve demografik eğilimler hakkında daha geniş bir endişe göstermektedir; ve onların tepkisi, göçle başa çıkmanın yalnızca mevcut durumları yönetmekle değil, aynı zamanda sistematik faktörlerin bir gün yeni göç krizlerine neden olabilecek bölgelerdeki gelecekteki riskleri azaltmakla ilgili olduğunu göstermektedir.
İktisadi, Ulusal Kimlik Ve Güvenlik Kaygıları
Avrupa'da aşırı sağcı partilerin yükselişi yalnızca göçle ilgili endişelere atfedilemez. Göç, bu partilerin büyümesinde merkezi bir rol oynamış olsa da, ekonomik istikrarsızlık, ulusal kimlik ve güvenlik konusundaki daha geniş kaygılarla derin bir şekilde iç içe geçmiştir. Göç arttıkça, halk korkuları özellikle 2008 küresel mali krizi tarafından büyütülmüştür; bu kriz yaygın işsizlik, toplumsal hoşnutsuzluk ve büyük ölçüde küreselleşme güçleri tarafından yönlendirilen bir iktisadi gerilemeye neden olmuş ve birçok insanı ulusal kurumlar tarafından korunmadığını hissetmiştir. Ulusal kimlik söz konusu olduğunda, yerli ve göçmenler arasındaki kültürel ve dinî farklılıkları vurgularlar. Göçmenlerin, özellikle Müslüman çoğunluklu ülkelerden gelenlerin artışının ulusal kültür ve gelenekleri tehdit ettiğini savunurlar; dolayısıyla ulusal kültür ve değerleri yabancı etkilerden korumaya yapılan vurgu, kendilerini tehdit altında hisseden insanlar için bir gerekçedir. İktisadi istikrar söz konusu olduğunda, söylem göçmenler ve yerli işçiler arasında işler için yaşanan rekabetten kaynaklanır; bu da ücretleri düşürür ve kamu hizmetlerini aşırı yükler. Çelişkili bir şekilde, göçmenlerin çalışmadığı ve bunun yerine refah sistemine yük getirdiği, göçmenlerin iktisat üzerindeki etkisini çevreleyen karmaşık ve çelişkili bir söylemi oluşturan karşıt bir sav da vardır. Bu savlar, yüksek işsizlik oranları ve iktisadi durgunluk yaşayan devletlerde daha ikna edici olabilir; aşırı sağcı partiler kendilerini yerli işçi sınıfının savunucuları olarak konumlandırır ve göçmenlerin ihtiyaçlarından ziyade onların ihtiyaçlarını önceliklendirirler; çünkü göçmenlerin işleri alabileceklerinden veya ücretleri azaltabileceklerinden korkarlar. Ancak göçmenler sıklıkla yerli halkın, ister maaş ister kötü çalışma koşulları nedeniyle, reddettikleri işleri üstlenirler. Aşırı sağcılar ayrıca kamu güvenliği konusundaki endişeleri vurgularlar. Örneğin, Avrupa'nın büyük şehirlerindeki terör saldırıları göç ve terörizm arasındaki ilişki konusunda korkuları artırmıştır; bu siyasi partiler, bazı göç siyasalarının etkisiz olduğunu ve suç ile terörizm riskini artırma eğiliminde olabileceğini savunurlar. Aşırı sağcılar göçü güvenlik tehditleriyle ilişkilendirdikçe halk korkusu artar. Örneğin, 2023'te Portekiz'de ve CNN Portekiz'e göre, Adli Polis 2022'den daha fazla kişiyi tutuklasa da, yetkililer tarafından tutuklanan yabancıların yüzdesi azalmış ve veriler ülkedeki yabancı tutukluların yüzdesinde hafif bir düşüş ortaya koymaktadır. Suç ve güvenliği birbirine bağlayan bu yanlış söylem, daha sıkı göç kontrolleri ve daha katı güvenlik önlemleri için desteğe yol açmıştır.
Aşırı Sağ Hareketlerin Normalleşmesi Ve Büyümesi Ile Bunların Etkileri
Aşırı sağcı partilerin yükselişinin nedenleri Avrupa'da aynı değildir, ancak ülkeye bağlı olarak birçok ortak faktörle ilişkili olabilir. En önemli faktörlerden biri, medyadan önemli destek alan aşırı sağcı kanadın kademeli olarak normalleştirilmesidir. Bu partiler, güçlü, egemen ulus-devletlerin hakim olduğu bir Avrupa hayal ederek tek kültürlü devletleri savunur ve Avrupa bütünleşmesinin bazı yönlerini destekleseler de, Avrupa Birliği'ni (bundan sonra: AB) içeriden reform edebileceklerine inanırlar. Yükselişlerini iki önemli yön desteklemektedir: biri ılımlılık derecesi de içeren modernleşme, diğeri ise özellikle göç ve ulusal kimlik gibi konularda ana akım siyasetten duyulan hayal kırıklığıdır. Bu değişim, aşırı sağcı siyasi partileri daha ılımlı görünmesini sağlamış olsa da, temel ideolojileri temelde değişmemiştir. Dikkat çekici bir istisna, Rusya'ya karşı tutumlarıdır. Örneğin, mevcut İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni, bir zamanlar Vladimir Putin'i kutlamış olsa da, şimdi AB'nin idealleriyle uyum sağlamak ve Brüksel'de sempati kazanmak için Ukrayna'ya desteğini göstermektedir. Dikkate alınması gereken bir diğer nokta, Fransa'da Marine Le Pen tarafından yönetilen Ulusal Cephe'nin, Portekiz'deki Chega, İspanya'daki Vox ve Macaristan'daki Fidesz gibi diğer partilerle birlikte aşırı sağcının evrimini yansıtmasıdır. Ayrıca, antisemitik söylem ve eylemler tarihçesi vardır ve bu konudaki tutumları değişmemiştir. Birçok çağdaş aşırı sağcı parti ve grup, kamuoyundaki açıklamalarında veya siyasi platformlarında antisemitik görüşleri ifade ettiği veya onayladığı belgelenmiştir ve faşist veya milliyetçi hareketlerde kökleri olan ırkçı ideolojik gruplarla olan tarihsel bağlantıları da bu görüşlerin devam eden varlığına katkıda bulunmaktadır.
Ancak aşırı sağcı partiler, Müslüman uluslardan ziyade İsraillileri desteklemeyi tercih ettikleri için Filistin'e karşı İsrail'i desteklemeye karar vermişlerdir. Bu değişim, İslam'a karşı güçlü muhalefetlerinden kaynaklanmakta olup, tarihsel olarak Avrupa ve Neo-Avrupa'nın Müslüman uluslar hakkındaki algılarını şekillendiren toplumsal olarak inşa edilmiş "medenî/medenî olmayan"[[1]](#_ftn1) ayrımının devamını yansıtmaktadır. Tıpkı İngiliz tutumlarının bir zamanlar Arapları ırksal ve kültürel üstünlük lens'i üzerinden gördüğü gibi, çağdaş aşırı sağcı ideolojiler sıklıkla kendilerinin algıladıkları "İslami tehdit"e karşı kendilerini ayırt etmenin bir yolu olarak İsrail yanlısı duruşlarla uyumludur. Bununla ilgili bir örnek, Le Pen ve Meloni'nin Fransa ve İtalya'daki Yahudi toplulukları ile bağlantılar kurmaya başlamış olmalarıdır. Paradoks olarak, belirli aşırı sağcı fraksiyonlar içinde, İsrail uzun süredir etnik bir Yahudi ulusu temsil ederek kendi ulusları için hedefledikleri şeyi taklit etmek istedikleri için ideal bir devlet olarak hayranlık görmüştür; çünkü bu hayranlık, kendi ulusları için hedefleriyle uyumlu olan tekil etnik kimlik tarafından tanımlanan vizyonlarını vurgular. Din, özellikle Hristiyanlık, bu ideolojide merkezi bir rol oynamaktadır. Birçok sağcı parti, Hristiyanlık değerleri ve kültürlerinin korunmasını savunmakta olup, bunların nüfustaki Müslüman göçmenlerin artan payı aracılığıyla İslam tarafından tehdit edildiğini iddia etmektedirler ve bu da Hristiyanlık varlığını azaltmaktadır. Bu kavrayış, Hristiyanlık ilkelerini güçlendirme ve dini, insanları bir ulus olarak bir araya getirmede kilit bir faktör olarak alan bir toplum kurma arzularıyla uyumludur.
Göçe yönelik tutumları anlamada bir diğer belirleyici etken, kültürler arasında hiyerarşik farklılıkları ima eden sömürgecilik zihniyetinin mirası olup, bu inanç günümüzde Avrupa ülkelerinde ve onların torunlarında göçün nasıl algılandığını şekillendirmeye devam etmektedir. Sömürge ideolojileri ırksal üstünlük, kültürel hiyerarşi ve iktisadi sömürü fikirlerinden geçerek aktarılmış, Avrupa fetihleriyse sıklıkla diğer toplumların ilerleme ve kalkınmasını getirdikleri inancıyla rasyonalize edilmiştir. Daha önce belirtildiği üzere aşırı sağ partiler bu kavramları göçün ulusal kimliği ve toplumsal uyumu tehdit ettiğini savunmak için kullandıkları için, göçmenleri Avrupa değerleriyle uyumsuz olarak tasvir etmektedirler. Ancak bu söylem, özellikle Avrupa ülkelerinin veya toplumlarının doğrudan torunları olmayan uluslara gelen göçmenleri hedef almaktadır. Birleşik Krallık, Fransa ve Portekiz gibi devletlerle eski sömürgeleri arasındaki uzun süreli bağlar, günümüze kadar devam eden göç yollarını oluşturmuş olup, örneğin Hindistan'dan gelen önemli nüfus Birleşik Krallık'ta, Kuzey Afrikalılar Fransa'da ve Brezilyalılar ile Angolalılar Portekiz'de ikamet etmektedir. Ayrıca, sömürülen ulusların kırılgan iktisadiyetler ve sınırlı fırsatlarla bırakılmış olduğu göz önüne alındığında, vatandaşların yurt dışında daha iyi yaşamlar arama konusunda güçlü bir motivasyonu vardı. Bunun yanı sıra, ırksal veya etnik gruba dayalı ayrımcılık anlamına gelen ırkçılık ve diğer uluslardan gelen insanlara karşı önyargılar anlamına gelen yabancı düşmanlığı ile karakterize edilen söylem ve duyguların artışının göçmenleri aşağı ve tehlikeli olarak tasvir ettiğini ve bu değişimin aşırı sağ partilerin yükselişiyle yakından ilişkili olduğunu belirtmek çok önemlidir. Bu partiler, kültürel ve iktisadi tehditler hakkındaki korkulardan yararlanarak, destek toplamak için bölücü anlatılar sunmakta, bu da toplumsal gerilimin artmasına neden olmaktadır. Bu manipülasyon sadece önyargıyı körüklemekle kalmayıp aynı zamanda göçmen toplulukları marjinalleştiren siyasaları da harekete geçirmekte, sonuç olarak aşırı sağın etkisi toplumsal bölünmeleri kötüleştirmekte ve kapsayıcı entegrasyona yönelik çabaları engellemekte, ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük döngülerini pekiştirmekte ve eşitlik ve çeşitliliğe saygı gösterme demokratik ilkesine meydan okumaktadır.
Sonuç
Genel olarak, göçün hızlı artışı ve mültecilerin Avrupa'ya akını, kıtada aşırı sağcı partilerin yükselişine katkıda bulunmuştur. Bunlar iktidara gelmeye devam ederlerse, Avrupa kurumları ve bunların işleyişi ile istikrarı üzerinde daha fazla etki sahibi olabilir ve bu da komplikasyonlara yol açabilir. Bu komplikasyonlar daha katı göç siyasaları ve artan toplumsal bölünmeleri içerebilir; bunlar yalnızca göçmenleri etkilemekle kalmayıp, Avrupa toplumları için de yoğunlaşan iç çatışmalar ve zayıflayan toplumsal uyum gibi zorluklar yaratabilir. Çeşitli siyasi partilerin desteği ve iradesi, Avrupa siyasaları ve kurumlarında daha radikal değişiklikler savunan partilerin ortaya çıkardığı zorlukları ele almada belirleyici olabilir; ve çözümlerin çeşitli bakış açılarını dikkate alarak, nüanslı ve dengeli bir yaklaşımla geliştirilmesi gerektiğini kabul etmek önemlidir. Göçmenlere yönelik ayrımcılık toplumsal gruplar arasındaki iktisadi asimetride derinden kök salmış olduğundan, bu tutarsızlık sıklıkla korkuları ve olumsuz algıları körükler. Sonuçta, bu, küreselleşmiş bir dünyada giderek iktisadi rekabetçiliğin etkilediği kaynak rekabetinin doğal koşuluna izlenebilir ve aşırı sağcı siyasi partilerin yükselişi, bu içgüdülerin araçsallaştırılmasına da atfedilebilir. Bu sorunu ele almak için iki yaklaşım vardır: birincisi, geliştirilmiş uluslararası iktisadi işbirliği yoluyla ülkeler arasındaki iktisadi farklılıkları azaltmaya odaklanmak. Bu, yalnızca küresel iktisadi dengesizlikleri ele almakla kalmayıp, göçün kültürel ve toplumsal boyutlarını da tanımak anlamına gelir. Refah farklılıklarından kaynaklanan iktisadi asimetri, sıklıkla bu sorunları ağırlaştırır ve göçü azaltmak yerine, siyasalar hem ev sahibi ülkelere hem de göçmenlere fayda sağlayacak şekilde yönetmeye, ülkeler içindeki iktisadi eşitsizlikleri de teşvik etmeye ve ele almaya odaklanmalıdır. İkincisi, göçmen alan bölgelerde yerel iktisadi girişimlere yatırım yapmak, ayrımcılığın nedenlerini hafifletmeye yardımcı olabilir. İdeal olarak, maksimum etkinlik sağlamak ve toplumsal sürtünmeyi ve iktisadi performansı azaltmak için yaklaşımlar karıştırılmalıdır. Bu şekilde, göç oranları ılımlı hale gelebilir ve göç eden yabancılar, ev sahibi ülkelerinin iktisadi büyümesine daha iyi katkıda bulunabilir ve bundan daha iyi faydalanabilir.
Göç işçilerin ücretlerini veya istihdamını azaltmasa da, vasıfsız göçmenlere karşı hâlâ olumsuz bir tepki vardır ve onlar yapısal değişikliklere karşı korumasız ve savunmasız hissetmektedirler. Bu, işgücü piyasasında artan rekabete karşı daha iyi hazırlanmaları için eğitim yatırımını artırma ihtiyacını ortaya koymaktadır. Göçün kamu hizmetlerini potansiyel olarak kalabalıklaştırabilmesi ve kötüleştirebilmesi konusundaki endişeleri gidermek için, bu hizmetlerin kalitesini ve adil dağılımını korumak amacıyla önlemler almak ve yatırım yapmak önemlidir. Ayrıca, göçmenlerin entegrasyonunun yanı sıra yerel halkın iktisadi ve toplumsal eğitimini desteklemek için çabalar gösterilmelidir. Bu entegrasyon çabaları, örneğin kapsamlı dil kurslarının uygulanması, iş arama yardımı ve ayrımcılığa karşı daha sıkı yasal işlem almayı içermektedir. Ek olarak, göçmenleri işe alan ve eğiten şirketlere vergi teşvikleri, işgücü kıtlığını gidermek için emeklilik politikalarında ayarlamalar ve tüm toplumsal katmanlar arasında kapsamlı toplumsal programlar aracılığıyla ortak değerleri ve kapsayıcılığı destekleyerek ulusal kimliği güçlendirme gibi yapısal önlemler, Avrupalıların kültürel çeşitliliği daha iyi benimsemelerine ve diğer kültürlerden gelen tehdit hissini azaltmalarına yardımcı olabilir.
Bu kontroller yalnızca bu yorumu ilgilendirir. Makale başlığındaki parmaklar geçerlidir.
Yorumlar
Geri alınabilir oylama ile konu başlıklı tartışma.
Yorum ekle
Benzer makaleler
Aynı konu ve bölge etiketlerine sahip son okumalar.
İnceleme|15 Şub 2026|Toplum
Almanya'da Kalıcı Bürokrasi'nin Siyasi Sosyalleşmeye Etkisi
Bu makale, Almanya'daki Kalıcı Bürokrasi'nin rolünü iki perspektiften incelemektedir.
İnceleme|10 Haz 2024|Toplum
Avrupa'dan Asya'ya: Gücün Küresel Kayması
Son zamanlarda, büyük ve orta ölçekli ekonomilerin bilim insanları, siyaset profesyonelleri, iktisadi aktörleri ve genel nüfusları, uluslar ve…
İnceleme|22 May 2024|Toplum
Siyasi Bağlamda Yapay Zeka
Son iki yılda, makine öğrenmesi sistemleri, daha geniş anlamda yapay zeka olarak bilinen bu sistemler, geniş iktisadi faaliyetler alanına girmiş ve…
İnceleme|17 Mar 2024|Toplum
Devletçilikte Kültürün Önemi
Devlet'te tanımlandığı üzere kültür, "bir etnik grup içindeki toplumsal etkileşimlerin bütünüdür". Diğer tanımlamalar bu toplumsal etkileşimlerin…
İnceleme|17 Ara 2023|Toplum
Beyaz Hayatlar Önemlidir
Çoğu toplumda beyaz insanlar sıklıkla ikinci sınıf insanlar olarak görülür. Antik çağlardan beri, beyaz toplumun çekirdek bölgeleri olan Batı Avrupa…
Essentials|18 Kas 2023|Toplum
Bilgi ve Irk
Medya neden İsrail'in Filistin ile yeniden yoğunlaşan çatışmasında taraf olmak için dili kullanıyor? Medya neden Ukrayna çatışmasına bu kadar yatırım…
